“`html
Afganistan ve Suriye’deki Kadınların Mücadelesi: Emperyalizmin Etkileri
Afgan kadınlar ve kız çocuklarının bugün karşı karşıya kaldıkları zorluklar ile Suriye’deki kadınların yaşayabilecekleri gelişmeler, sıkça “yerel gericilik”, “kültürel geri kalmışlık” veya “Taliban karanlığı” gibi dar çerçeveli kavramlarla açıklanmaya çalışılmaktadır. Ancak bu durum, yalnızca içsel baskı rejimlerinin değil, aynı zamanda dışarıdan dayatılan, silahlı müdahale ve işgallerle şekillenmiş bir emperyalist sistemin yansımasıdır.
Bu bağlamda, durumu sadece “gericilik” ile yorumlamak, karanlığın neden bu kadar derinleştiğini anlamakta yetersiz kalmaktadır. Sharon Smith’in “Kadınlar ve Sosyalizm” kitabında yer alan “Emperyalizm Kadınları Özgürleştirmez” başlıklı bölüm, Afganistan ve Suriye’deki gelişmeleri anlamak için güçlü bir bakış açısı sunmaktadır.
Smith’in vurguladığı gibi, kadınların baskı altında tutulması ile onları “kurtarma” niyetiyle harekete geçen emperyalist güçler genellikle birbirini besleyen yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, 17 Kasım 2001’de ABD’nin Afganistan’ı işgalinden sonra, dönemin First Lady’sinin yaptığı “Terörle mücadele, kadın hakları için de bir savaş” açıklaması bunun en açık örneklerinden biridir. Bu şekilde bir işgalin meşruiyeti sağlanmaya çalışılmıştır.
Bugün ABD, İran’ı hedef alırken aynı “özgürlük” söylemine başvurmaktadır. Kadınların hakları, silahlı müdahalelerin bir paravanı olarak kullanılmakta, bu da emperyalist müdahalenin eleştirilemez bir “insani görev” olarak sunulmasına yol açmaktadır. Smith’in “emperyal feminizm” olarak tanımladığı bu kavramsallaşma, zamanla bazı liberal feminist gruplar tarafından sahiplenilmiştir.
Askeri güçlerin kadınları özgürleştirebileceği inancı, feminist hareket içindeki ana kırılmalardan biridir. Üstelik Afgan kadınlar, kendilerinin kurtuluş mücadelesinin merkezinde olmaktan çıkarılarak Batılı güçlerin “kurtarıcı” rolüne sıkışıp kalmışlardır. Toplumsal cinsiyet ilişkilerini, devlet şiddeti ve militarizmle açık bir şekilde ele aldığımızda, gerçekler çok daha çıplak bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bombalarla ve askeri müdahalelerle hasar görmüş bir coğrafyada, özgürleşme sürecinin dışarıdan ve zorla sağlanabileceğini düşünmek pek mümkün değildir. Emperyalist güçlerin gittiği yerlerde yalnızca hak, demokrasi ya da kadın özgürlüğü götürmesi mümkün değildir. Afganistan’daki 20 yıllık işgal, kadınların günlük yaşamını daha güvenilir hale getirmemiş; yanı sıra toplumu militarize ederek köktendinci güçlerin yükselmesine zemin hazırlamıştır.
Bugün Taliban’ın, kız çocuklarını eğitimden mahrum bırakan ve kadınları kamusal yaşamdan dışlayan karanlık yönetimi, işgalin yarattığı siyasal ve toplumsal enkaza dayanmaktadır. Bu karanlık, yalnızca mevcut gericiliğin bir örneği değil, aynı zamanda emperyalist “kurtarıcılık” söyleminin yarattığı tahribatın uzantısıdır. Kadınlar, her iki güce de karşı durabildiği sürece gerçek bir politik güç olarak ortaya çıkacaktır. Kadınların özgürleşmesi, ne emperyalist müdahalenin bombalarıyla mümkündür ne de köktenci rejimlerin insafıyla.
Afgan Kadınların Sesi: Wazhma’nın Hikayesi
Afganistan’da kız çocuklarının eğitiminin yasaklandığı bir ortamda yaşayan Wazhma, dünya liderlerinin ikiyüzlülüğüne dikkat çekiyor. “Dünyanın sessizliğine karşı direniş gösteriyoruz. Bizim sabrımız üzerine yapılan konforlu bir sessizlik var.” diyor. Wazhma, “Toplantılarda bizim durumumuz konusunda endişe ifade ediyorlar ama sonrasında ticaret konularıyla ilgileniyorlar.” ifadelerini kullanıyor ve Afgan kadınların durumunu gözler önüne seriyor.
Emperyalist güçlerin hedefleri doğrultusunda, kadınlar sadece Taliban rejimi tarafından değil, aynı zamanda dünya genelinde sağlanan ikiyüzlü sessizlikle de bastırılmaktadır. Wazhma, “Okuma ve var olma yollarını bulmaya devam edeceğiz.” diyerek umut veriyor.
Yerli Gericilik ve Emperyalist Müdahale: Kadınların Mücadelesi
Suriye’deki azınlık kadınlar da benzer zorbalıklarla karşılaşıyor. Suriyeli feminist aktivist Nina Al Amena, kadınların yaşadığı yoksulluk ve kimlik tehditlerini ele alırken, “Bu süreçte kadınlar sadece silahlı çatışmalarla değil, aynı zamanda kaçırılma, mezhepsel şantaj ve kadın bedeninin bir sembol haline getirilmesi gibi sorunlarla boğuşuyor.” diyor.
Emperyalist devletlerle baskıcı yapıların ilişkisini değerlendiren Al Amena, “Bu yapıların kadın hakları konusunda etkili olabileceğine dair bir yaklaşım yok. Kadınlar, var olmanın bir suç olmadığını yeniden kazanma mücadelesi veriyor.” ifadelerini kullanarak kadınların mücadelelerinin gerekliliğini vurguluyor.
Sonuç olarak, kadınlar gerçek güvenlik ve adalet talepleriyle, kolektif bir yeniden inşa sürecini başlatma kararlılığındadır.
“`