“`html
İstanbul Modern, 2026’nın en çarpıcı sanat etkinliklerinden birisini ziyaretçilerine sunuyor. Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası, Türkiye’de ve Avrupa’da birçok ilke imza atmış, sahne sanatlarıyla yaşamı harmanlamış bir sanatçının çok yönlü dünyasını tekrar keşfetmeye davet ediyor.
Serginin temeli, “Semiha Berksoy: Singing in Full Color” adıyla 6 Aralık 2024 – 11 Mayıs 2025 tarihleri arasında Hamburger Bahnhof – Nationalgalerie der Gegenwart’ta gerçekleştirilen kapsamlı bir sunuma dayanıyor. Sam Bardaouil ve Till Fellrath’ın küratörlüğünde, Emily Finkelstein ve Agnes Lammert’ın küratöryel asistanlıklarıyla, operatik bir düzenleme ile hayata geçirilen sergi, İstanbul Modern’de yeni bir başlık ve genişletilmiş bir perspektifle ele alınıyor.
Müzenin baş küratörü Öykü Özsoy Sağnak, küratör Deniz Pehlivaner ve asistan küratör Yazın Öztürk tarafından hazırlanan bu yeni sergi, Semiha Berksoy’un sahne sanatlarından görsel sanatlara, sinemadan edebiyata uzanan enstalasyonunu 200’den fazla eserle gözler önüne seriyor. Bu sergi, sanatçının opera, tiyatro, resim ve edebiyat arasındaki eşsiz ve çok katmanlı bağlantıları ortaya koyuyor.

“Kadın Sanatçıların Görünürlüğünü Artırmak Önemli”
İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, serginin basın toplantısında yaptığı konuşmada, Semiha Berksoy’un Türkiye’deki kadın sanatçılar için örnek teşkil eden öncü rolünü vurguladı. Eczacıbaşı, müzenin kuruluşundan itibaren kadın sanatçıların görünürlüğünü artırmayı kendilerine hedef belirlediklerini bahsetti.
“2004 yılında kurulduğumuzdan bu yana, kadın sanatçıların üretimlerini daha geniş kitlelerle paylaşmayı amaç edindik. Fahrelnissa Zeid’in eserlerinin yer aldığı Gökkuşağında İki Kuşak sergisi ile bu yolculuğa başladık ve birçok retrospektifle bu yaklaşımımızı kalıcı hale getirdik. Bugün ise Semiha Berksoy’un en kapsamlı sergisi ile bu hedefi sürdürmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Sanatçının eserlerinin geçtiğimiz yıl Almanya’daki Hamburger Bahnhof’ta sergilenmesi, Berksoy’un evrensel etkisini uluslararası çapta gözler önüne serdi.

“Tüm Renklerin Aryası”, Semiha Berksoy’un çok çeşitli sanat çevreleriyle kurduğu ilişkileri ve yaşam, ölüm, yeniden doğuş gibi evrensel temalara yaklaşımını izleyiciye aktararak, ziyaretçilerin Berksoy’un özgün tutkusunu ve ifade yeteneğini deneyimlemelerini sağlıyor.
Sergi süresince, özellikle çocuklar ve gençler için sanatçıyı ve onun sanat dünyasını tanımaya yönelik eğitim atölyeleri düzenleneceği belirtildi. Ardından, sergi sponsoru Flormar CEO’su Tuğba Altunterim, markalarının %80’in üzerinde kadın çalışan oranıyla güçlü bir kadın temsiline sahip olduğunu vurguladı.
Altunterim, “Bir kadın markası olarak, Cumhuriyetimizin öncü sanatçılarından olan Semiha Berksoy’un cesaretini ve sanatın ifadelerini yansıtan bu ilham verici sergiye sponsor olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi.

Sanatla Nefes Alan Bir İsim
Sanatçının kızı, tiyatrocu Zeliha Berksoy, basın toplantısında annesinin sanat yolculuğunu paylaşarak sergi üzerindeki duygularını aktardı. İstanbul Modern’de böyle kapsamlı bir serginin açılmasının kendisi için bir mutluluk kaynağı olduğunu ifade etti.
Zeliha Berksoy, Semiha Berksoy’un genç yaşlarda kendini keşfeden, Cumhuriyet’in yenilikçi kuşağından bir sanatçı olduğuna dikkat çekerek, annesinin sanat hayatındaki çok yönlü eğitim sürecine değindi. Lise döneminde Namık İsmail ile başladığı resim eğitimi, çeşitli konservatuvar eğitimleri ve Berlin Müzik Akademisi’nden birincilikle mezun olmasının onun sanatçı kimliğini oluşturduğunu belirtti. Zeliha Berksoy, annesinin opera kariyerine rağmen resim yapmayı sürdürdüğünü ve 1950’lerden itibaren ürettiği eserlerin, sergide yer aldığını hatırlatarak, “O, sanatını sadece üreten değil, aynı zamanda sanatıyla yaşamı süsleyen bir ruhtu.” sözleriyle konuşmasını noktaladı.

Bir Yüzyılın Temsilcisidir
İstanbul Modern Şef Küratörü Öykü Özsoy Sağnak, serginin öncesinde yaptığı açıklamada Semiha Berksoy’un sadece çok yönlü bir sanatçı değil, aynı zamanda tarihsel değişimleri temsil eden bir kuşağın kıymetli bir ismi olduğuna vurgu yaptı. 1910 yılında Osmanlı Devleti döneminde doğan Berksoy, Birinci Dünya Savaşı ve Cumhuriyetin kuruluşuna tanıklık eden bir yaşam sürdü.
Büyük zorluklar içinde, sahne sanatları alanında eğitim alması ve toplumun bu dönemdeki baskılarına karşı cesaret göstererek sahneye çıkması, onun kararlılığının bir göstergesi olduğunu belirten Sağnak; Berkso’nun sanat hayatını geliştirmek için pek çok alanda derin çalışmalar yaptığını ifade etti. Türkiye’nin ilk sesli filmi İstanbul Sokaklarında’nda rol alması ve 1936 senesinde Berlin’de Avrupa sahnesine ilk adımı atan sanatçılardan biri olması, onun kariyerinin önemli alım noktalarındandır.

Özsoy Sağnak, müze ekipleri ile beraber son bir buçuk yıl boyunca Berksoy’un çalışmaları üzerine derinlemesine incelemeler yaptıklarını ve her katmanda yeni hikayelere ulaştıklarını belirtti. Operanın ve müziğin sanatçının yaratım sürecinde ne denli önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Sağnak, Berksoy’un sahnede canlandırdığı karakterlerin, eserlerinde anlam bulduğunu vurguladı.
Semiha Berksoy’un sanatı, yaşamının bir parçası olarak ele alınan, kendi mitolojisini oluşturan bir yaklaşımı beraberinde getiriyor. Onun direnişi ve ataerkil normlara karşı duruşuyla sergi boyunca izleyicilere ilham vermeyi hedefliyor. Hamburger Bahnhof’ta sunulan ilk edisyonun ardından, İstanbul Modern’de genişletilen sergi, 200’den fazla eserle Berksoy’un sanatsal çeşitliliğini bir araya getiriyor.

Operanın ve Resmin Bütünleşmesi
Serginin küratörlerinden Deniz Pehlivaner, Semiha Berksoy’un çağının ilerisinde düşünen, amaçlarını net bir biçimde bilen ve oldukça karakterli bir sanatçı olduğunu belirterek, bu güçlü Cumhuriyet kadınının eserlerini sergilemekten duyduğu gururu dile getirdi.
Pehlivaner, Berksoy’un hayatı ile sahne arasındaki derin bağı kendine özgü sanatsal bir mitoloji haline getirdiğini; opera sahnesinde yaşadığı duygusal deneyimlerin, onun resimlerinde kişisel hikaye ile kolektif hafızayı birleştiren etkileyici bir anlatım alanına dönüştüğünü söyledi. Serginin temel konseptinin, sanatçının iki büyük tutkusu olan opera ve resmin birleşimi olduğunu kaydetti.
Buna bağlı olarak, dünyanın dört bir yanında sahneye koyduğu karakterleri resmettiği eserler, serginin kalbinde yer alan özel bir mekânda bir araya geliyor. Opera ve tiyatroyu çağrıştıran bu alandan serginin genelinde akışkanlık devam ederek Berksoy’un sanatı bir yaşam pratiği olarak ortaya koyan bütünsel bir anlayışla parlıyor.
Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası
“Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası”, izleyiciyi sanatçının sahne ile iç içe geçmiş yaşamına adım adım davet eden bir yapı sunuyor. Serginin merkezindeki Kırmızı Oda, Berksoy’un opera sahnesinde canlandırdığı Tosca, Salome gibi karakterlerin resimlerine aracılığıyla izleyiciyi kendi kimliğine ve anılarına dönüşüme yönlendiriyor. Opera kayıtları ve belgesellerle desteklenen bu ana merkezden, izleyicilerin sergi boyunca resimlerin ortasında dolaşmaları sağlanıyor; yeniden sahneye dönme fırsatı sunuluyor.

Sergi, ziyaretçilerini yaşamın katmanlarını kronolojik bir öykü anlatmaktan çok, bireysel hikâyelerin içinde kaynaştıran bir düzlemde karşılayarak; otoportreler, portreler ve anne figürüyle şekillenen eserleri izleyiciye sunuyor. Berksoy’un kişisel hafızası ve kolektif tarih içerisinde buluşmuş bir alan kurarken, çocuk yaşta kaybettiği annesi ve sahne ile kurduğu kopmaz bağı; bedenin hem temsil hem de hafıza taşıyıcısı olma rolünü simgesel imgeleriyle tasvir ediyor. Bazen bir mezar, bazen bir bebek ya da mavi bir “kader çizgisi” olarak beliren imgeler, yaşam, ölüm ve yeniden doğuş temalarını sergi boyunca gözler önüne seriyor.
Erken dönem desenlerinden başlayıp 1950’lere kadar uzanan eserler, Berksoy’un sanatı bir meslekten çok, bir yaşam biçimi olarak ele aldığını gösteriyor. Resim, müzik, tiyatro ve sinema ile kurduğu çok katmanlı ilişki; mektuplar, arşiv belgeleri ve sahne kayıtlarıyla destekleniyor. Uzun yıllar süresince resim yapımını gizlemeye çalışmış olan Berksoy’un, Berlin’deki ilk kişisel sergisi ve ardından Paris’teki sanat yolculuğu, serginin arka planında da etkisini hissettiriyor.

Semiha Berksoy’a Anne Olarak Bakış
Bir soru üzerine Zeliha Berksoy, Semiha Berksoy’un anne olarak özelliklerini paylaştı. “Ekmek keserken bile ‘aklın başında olsun’ diyecek kadar dikkatli; aynı zamanda çevresine, canlılara derin bir ilgi ve özenle bağlı bir anne.” ifadesiyle annesinin kendine has yanlarını anlattı.
Zeliha Berksoy, annesinin gündelik yaşamını anlatırken, sanatçının hayvanlara olan sevgisinin altını çizerek, “Evimizde her zaman köpeklerimiz, kedilerimiz oldu. Kuşlar için her sabah balkona su konulurdu. İlk önce serçeler gelir, sonra güvercinler, en son kargalar…” dedi. Kargalarla ilgili “Kargalara bayılırdı, çok zekiler” diyerek, onlara olan sevgisini vurguladı.

Zeliha Berksoy, annesinin yapısının neşeli olduğunu, şarkılar söyleyen ve kahkahalar atan bir insan olduğunu belirtirken sanata dair tutumunun sert olduğunu söyledi: “Çok dikkatliydi. Kendisine karşı da katıydı; bir hata gördüğünde doğrudan söylerdi.” Annesinin bu kararlı duruşunun hem dostluklarını hem de sanat üretimini etkilediğini belirten Zeliha Berksoy, annesini “Sanatın içine, sanki bir rüya âleminde dolaşan ama her anı son derece bilinçli yaşayabilen bir insan” olarak tanımladı.
“`