Türkiye’de 13 Nisan 2026 itibarıyla basın ve ifade özgürlüğü ihlalleri artarken, sorunların çözümü yerine halkın sesi kısıtlanıyor. Hukukun üstünlüğü adeta askıya alınmış, demokrasi ise işlevsiz hale gelmiş durumda.
Seçimlerde kaybedenlerin, birkaç yıl sonra Bursa örneğinde olduğu gibi, operasyonlarla koltuklarına oturması ne anlama geliyor? Bu durumu “ARAk seçim” olarak nitelendirmek mümkün.
Siyasetin kişilere indirgenmesi, aynı zamanda siyasetin ruhunu da yok ediyor. Örneğin, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman hakkında skandal bir ifade kullanan komedyen Tuba Ulu, gözaltına alındıktan sonra özür diledi. Bu durum, demokrasimizin ne kadar zayıf olduğunu gözler önüne seriyor.
Günümüzde, siyasette “gönül vermek” artık tarihe karıştı. Yerine “gönül ilişkileri” geçti. Yine de seçmenlerin bu durumu sorgulaması, şaşırtıcı olmaktan öte, düşündürücü.
Devletin adalet mekanizması düzgün çalışmadığında, yasadışı bahis ağları dahi durumun gidişatını tahmin etmeye çalışıyor. Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılıp bırakılmayacağı üzerine düzenlenen “adalet toto”lar, yargının ne kadar işlevsiz hale geldiğini gösteriyor.
Öncelikle, “önce durumu kurtaralım, sonra vatanı kurtarırız” anlayışından kurtulmak gerekiyor. AKP’nin demokrasi stratejisi, tarikatların ve barikatların yaygınlaşmasıyla öne çıkıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyasi parti genel merkezlerinde “yüz tarama teknolojisi” kullanımı mümkün görünmüyor. İlk denemede, sistemin “yüz bulunamadı” gibi hatalar vermesi, teknolojinin bizdeki durumunu ironik bir şekilde yansıtıyor.
Partilerin “ihraç fazlaları” kaybolmasın diye birleşip yeni bir oluşum kurması da gündemde: “Lakayt Üçkağıtçılar Partisi (LÜP)”.
Strateji ve taktikten yoksun olan siyasi ortamda, TikTok gibi sosyal medya platformları üzerinden yapılan kısa paylaşımlar ön plana çıkıyor. Artık siyaset, 15 saniyelik içeriklere indirgenmiş durumda. Algoritmalar, ideolojilerin önüne geçmiş gibi görünüyor.